TÜRKÇE

Hayat Suyu

日本語

命の水


Bir zamanlar bir kral vardı, ama çok hastaydı. Kimse onun iyileşeceğini ummuyordu. Bu yüzden üç oğlu o kadar üzgündü ki, her gün bahçeye çıkıp ağlaşıyorlardı.
Derken karşılarına yaşlı bir adam çıktı ve neye üzüldüklerini sordu. Çocuklar babalarının çok hasta olduğunu ve öleceğini, artık hiç kimsenin ona yardım edemeyeceğini söyledi. Bunun üzerine yaşlı adam, "Ben bunun çaresini biliyorum" dedi ve ekledi: "Eğer hayat suyundan içerse iyileşir. Ancak bu suyu bulmak çok zordur."
Büyük oğlan "Ben bulurum" diyerek yaşlı kralın yanına vardı ve onu iyileştirecek olan hayat suyunu aramak için izin istedi. Kral, "Olmaz! Bu çok tehlikeli bir iş. Ben öleyim daha iyi" dedi. Ama oğlan o kadar yalvardı ki, sonunda babası razı oldu. Prens, "Suyu bulup getirirsem babamın en sevgili oğlu olup tahta konarım" diye geçirdi içinden.
Ve atıyla yola çıktı. Bir süre gittikten sonra karşısına bir cüce çıktı. "Acelen ne böyle? Nereye gidiyorsun?" diye sordu.
Kibirli prens, "Hadi ordan bacaksız! Sen bilme daha iyi" diyerek atıyla yoluna devam etti. Ama cüce çok bozuldu ve ona lanet okudu.
Prens çok geçmeden bir dağ yoluna girdi. İlerledikçe yol daralıyordu; öyle ki, sonunda atından bile inemedi ve bulunduğu yerde sanki hapis kaldı.
Hasta kral uzun zaman oğlunu bekledi, ama o geri dönmedi. Bunun üzerine ortanca oğlan, "Baba, izin ver de hayat suyunu aramaya ben gideyim" dedi. Aynı anda "Kardeşim öldü, taht bana kalacak" diye geçirdi aklından. Kral önce onu göndermek istemediyse de sonunda razı oldu.
Prens aynı şekilde kardeşinin yolundan gitti. Aynı cüce karşısına çıkarak ona, böyle hızlı hızlı nereye gittiğini sordu. Prens, "Hadi ordan bacaksız, sen bilmesen de olur!" diyerek arkasına bir daha bakmaksızın yoluna devam etti. Cüce ona da lanet okudu. O da tıpkı ağabeyi gibi dar bir yolda tıkandı kaldı; ne ileri gidebildi, ne de geri. İnsanın burnu havada olunca işte böyle olur!
Ortanca oğlan da geri dönmeyince, en küçük oğlan hayat suyunu aramak istedi; sonunda kral buna razı oldu.
Küçük oğlan da aynı cüceyle karşılaştı. Cüce ona bu kadar aceleyle nereye gittiğini sordu. Delikanlı durdu; onunla bir süre dertleştikten sonra, "Hayat suyunu arıyorum; babam ölümcül bir hastalığa yakalandı da" diye açıkladı.
"Onu nerede bulacağını biliyor musun?"
"Hayır" dedi prens.
"Sen kardeşlerin gibi uygunsuz ve küstah davranmadın, bu yüzden sana o suyu nerede bulacağını söyleyeceğim. Büyülü bir şatonun avlusundaki bir çeşmeden gürül gürül akıyor. Ama sakın şatoya zorla girme! Ben sana demir bir çubukla iki somun ekmek vereceğim. Şatonun demir kapısı demir çubukla üç kez vurdun mu açılıverir. içeride girişi gözeten iki aslan yatar; onlara birer somun ekmek verdin mi sana bir şey yapmazlar. O zaman hemen gidip, saat on ikiyi çalmadan, hayat suyunu alırsın; daha geç kalırsan kapı kendiliğinden kapanır, sen de orada hapis kalırsın."
Prens teşekkür ederek demir çubukla iki somun ekmeği cüceden alıp yola çıktı.
Şatoya vardığında her şey cücenin söylediği gibi oldu. Demir çubukla üçüncü vuruştan sonra kapı açıldı. Oğlan aslanları ekmekle yatıştırdıktan sonra şatoya daldı; önce karşısına kocaman ve güzel bir salon çıktı. Bu salonda büyülenmiş prensler oturmaktaydı. Delikanlı onların parmaklarındaki yüzükleri çıkardı. Yerde bir kılıç ve bir ekmek gördü, onları da aldı. Ondan sonra bir başka odaya girdi. Burada çok güzel bir genç kız gördü. Kız onu görünce çok sevindi; delikanlıyı öperek ona, kendisini büyüden kurtardığını, bu yüzden tüm varlığının artık onun olduğunu ve bir yıl sonra tekrar geldiğinde kendisiyle evleneceğini söyledi. Sonra hayat suyunun aktığı çeşmenin yerini tarif etti. Ancak acele etmesini ve suyu saat on ikiden önce almasını tembihledi.
Prens gittiği bir başka odada güzel ve yeni yapılmış bir yatak gördü. Çok yorgun olduğu için biraz dinlenmek istedi. Yatağa yatar yatmaz da uyudu. Uyandığında saat on ikiye çeyrek vardı. Dehşetle yerinden fırlayarak çeşmeye koştu; duvarda asılı bir maşrapayı alıp suyla doldurduktan sonra hızla oradan uzaklaştı. Tam demir kapıdan çıkarken saat on ikiyi çalıyordu. Kapı kendiliğinden o kadar sert bir şekilde kapandı ki, oğlanın topuğunu sıyırıverdi.
Ama delikanlı hayat suyunu bulduğu için seviniyordu. Evin yolunu tuttu ve bu arada cücenin bulunduğu yerden geçti. Cüce ekmekle kılıcı görür görmez, "Bunları almakla çok iyi ettin; kılıçla bütün bir orduyu yenersin, ekmekse tüm dünyayı doyurur" dedi.
Prens, kardeşleri olmadan babasının yanına varmayı istemedi.
"Sevgili cüce, bana kardeşlerimin nerede olduğunu söyleyebilir misin? Onlar hayat suyunu bulmak için benden önce yola çıktılar, ama geri dönmediler"
"Onlar iki dağ arasında sıkışıp kaldı" diye cevap verdi cüce. "Böyle olmasını ben istedim, çünkü bana karşı çok uygunsuz davrandılar."
Bu kez prens, ağabeylerinin serbest kalması için cüceye yalvardı. Cüce onu kırmadı, ama "Onlardan kendini koru, çünkü ikisi de kötü yürekli" diye uyardı.
Prens kardeşlerine kavuşunca sevindi ve onlara hayat suyunu nasıl bulduğunu, nasıl bir maşrapa suyu beraberinde getirdiğini, güzel prensesi nasıl özgürlüğüne kavuşturduğunu, onun kendisini nasıl bir yıl bekleyeceğini anlattı. Bir yıl sonra bu prensesle evlenecek ve büyük bir devletin başı olacaktı.
Sonra her üçü de yola koyuldu. Derken açlık ve savaşın hüküm sürdüğü bir ülkeye geldiler. Kralın başı beladaydı, çünkü kıtlık baş göstermişti. Prens önce ona yanındaki ekmeği verdi, bununla tüm halkın karnı doydu. Sonra kılıcı verdi, kral bununla düşman ordusunu yendi. Böylelikle ülkesi barış ve refaha kavuştu. Bunun üzerine prens ekmekle kılıcı geri aldı.
Üç kardeş yine yola koyuldu. Savaş ve açlığın hüküm sürdüğü iki ülkeden daha geçtiler. Prens her seferinde krallara ekmekle kılıcını verdi ve sonuçta üç ülkeyi mahvolmaktan kurtardı.
Daha sonra bir gemiye binerek denize açıldılar. Yolculuk sırasında prensin ağabeyleri aralarında konuştu: "Hayat suyunu en küçüğümüz buldu, biz başaramadık. Babamız aslında bizim hakkımız olan tahtı ona bırakacak; mutluluğumuz elden gidecek."
Bu kez küçük oğlana kin bağladılar ve onu mahvetmeye karar verdiler. Onun derin bir uykuya dalmasını beklediler. Sonra maşrapadaki suyu kendilerinin kabına boşalttılar ve onun yerine deniz suyu koydular.
Eve vardıklarında küçük oğlan krala maşrapayı uzatarak bundan içmesini, o zaman tekrar sağlığına kavuşacağını söyledi. Kral acı deniz suyundan birkaç yudum içince eskisinden daha fena hasta oldu. Sızlanıp dururken diğer iki oğlan küçük kardeşlerini suçladı. Krala gerçek hayat suyunu verdiler. Kral birkaç yudum içer içmez hastalığının iyileşmeye başladığını ve gençlik günlerindeki gibi sağlam ve güçlü olduğunu hissetti. Bunun üzerine ağabeyleri küçük oğlanla alay ettiler. "Hayat suyunu sen buldun, bunca zahmete sen katlandın, ama mükâfatını biz gördük. Aslında akıllı olup gözünü dört açmalıydın. Sen gemide uyurken biz o suyu aldık. Bir yıl sonra ikimizden biri o güzel prensesi alıp getirecek. Ama sakın bizi ele vermeye kalkma, bu konuda tek kelime edersen canından olursun! Susarsan hayatını bağışlarız" dediler.
Yaşlı kral küçük oğluna çok kızdı; onun kendisini öldürmeye kalkıştığını sandı. Bu nedenle sarayın önde gelenlerini toplayarak onun hakkında bir karar aldırttı; oğlan gizlice kurşuna dizilecekti!
Ve bir gün prens hiçbir şeyden habersiz ava çıktığında kralın avcısı ona refakat eti. Epey yol alarak bir ormana vardıklar. Ancak avcı o denli hüzünlüydü ki, prens ona "Neyin var senin?" diye sordu. Avcı, "Söyleyemem" dedi. Prens diretti: "Söyle, söyle. Ne olursa olsun seni bağışlayacağım."
"Şey ..." dedi avcı, "Kral emretti, sizi tüfekle öldürecekmişim."
Prens dehşet içinde kaldı ve dedi ki: "Dinle beni avcı! Bırak beni yaşayayım. Benim giysilerimi sen al, senin eskilerini bana ver."
Avcı, "Seve seve, efendim; zaten sizi öldüremezdim" diye cevap verdi. Giysilerini değiş tokuş ettiler. Avcı saraya döndü, prens ormanda yoluna devam etti.
Aradan bir süre geçti, derken bir gün krala en küçük oğluna verilmek üzere üç araba dolusu altın ve elmas gönderildi. Bu arabalar, vaktiyle kılıcını ve ekmeğini vererek ülkelerini düşmandan ve açlıktan kurtaran genç prense şükranlarını bildiren üç kraldan geliyordu. O zaman yaşlı kral, "Yoksa benim oğlum suçsuz mu?" diye geçirdi aklından ve sarayın önde gelenlerine "Umarım yaşıyordur, onu öldürttüğüm için o kadar üzgünüm ki!" diye yakındı.
"O yaşıyor efendim" diye söze karıştı avcı. "Kralımın emrini yerine getirmeye gönlüm razı olmadı" diyerek ona her şeyi anlattı. Kral çok rahatladı, tüm komşu krallıklara haber salarak oğlunun bağışlandığını, yani tekrar eve dönebileceğini bildirdi.
Bu arada şatodaki prenses, bulunduğu şatodan başlamak üzere altından pırıl pırıl bir yol yaptırdı ve adamlarına, "Bu yoldan sağa sola sapmaksızın geçeni içeri alabilirsiniz! O, beklenen kişidir. Yoldan sapanları sakın içeri almayın!" diye emretti.
Bir süre sonra en büyük oğlan, kendisini kralın kızına 'onun kurtarıcısı' olarak takdim etmek üzere çarçabuk yola çıktı. Niyeti kızla evlenip servete konmaktı.
Atına atlayıp da şatoya vardı, anacak o güzel altın yolu görünce, "Bunun üzerinden atla gidersem çok yazık olur!" diye düşündü ve yolun sağından gitti. Giriş kapısına varınca askerler doğru kişi olmadığı gerekçesiyle onu geri gönderdi.
Aradan çok geçmeden ortanca oğlan çıkageldi; o da altın döşeli yola atının bir ayağı henüz değmişken, "Üzerine basılırsa yazık olacak" diye düşünerek yolun sol tarafından gitti. Ana kapıya geldiğinde askerler aynı şekilde onu da doğru kişi olmadığı gerekçesiyle geri gönderdi.
Üçüncü oğlan tam bir yıl dolduğunda, ormanı terk ederek sevgilisine kavuşup dertlerini unutmaya karar verdi ve yola koyuldu. Aklı fikri hep kızda olduğu için altın döşeli yolu görmedi bile; atıyla üzerinden geçti. Ana kapıya vardığında içeri alındı. Kralın kızı onu büyük bir sevinçle karşıladı. 'Kurtarıcısı'nın nihayet geldiğini, ülkeyi artık onun idare edeceğini, elbette kendisiyle evleneceğini ve ölene dek mutlu yaşayacaklarını ilan etti.
Düğünden sonra kocasına, babasının haber göndererek onu çağırttığını ve bağışladığını bildirdi. Bunun üzerine prens atına atlayarak babasının yanına vardı ve kardeşlerinin kendisini nasıl aldattıklarını bir bir anlattı. Yaşlı kral onları cezalandırmak istedi ve ikisini de sürgüne yolladı; bir daha da geri dönmediler.
昔、病気の王様がいましたが、誰も王様がその病気から回復すると信じませんでした。王様には3人息子がいて、王様の病気を悲しんで宮廷の中庭に降りて行き、泣きました。そこへおじいさんが来て、なぜ悲しんでいるのか、と尋ねました。息子たちは、父親の病いが重く、どうにも治しようがないので死んでしまうだろう、と言いました。するとおじいさんは、「私はもうひとつの薬のことを知ってるよ。それは命の水だ。それを飲めばまた良くなるが見つけるのが難しいんだ。」と言いました。一番上の息子は、「なんとか見つけてみせる。」と言い、病気の王様のところへ行き、命の水を探しに行くことをお許しください、それだけがお父さんを救えるのですから、とお願いしました。「だめだ」と王様は言いました。「危険が大きすぎる、それよりむしろ私は死んだ方がましだ。」

しかしあまりしつこく頼むので、王様は了承しました。王子は心の中で、「僕が水を持ってくれば、お父さんに一番かわいがられ、国を継ぐことになる。」と考えました。それで王子は出発し、馬で少し行くと、道に小人が立っていて、王子に呼びかけ、「急いでどこへ行くんだい?」と言いました。「馬鹿なチビめ」と王子は、とても傲慢に言いました。「お前に関係ないだろ。」そして馬で進みました。しかし小人は怒って悪い願かけをしました。この後まもなく王子は渓谷に入りましたが、行けば行くほど山同士が近づいていき、とうとう道がとても狭くなって一歩も前に進めなくなりました。また馬の向きを変えることも鞍から降りることもできなくて、まるで牢獄にいるかのようにそこに閉じ込められてしまいました。病気の王様は長い間王子を待ちましたが、王子は帰ってきませんでした。

すると二番目の息子が、「お父さん、水を探しに私を行かせてください。」と言いました。そして心で「もし兄さんが死んでいれば、国はぼくのものになる。」と思いました。初め王様は行くのをやはり許しませんでしたが、最後は折れました。それで王子は兄が行ったのと同じ道を出発し、兄と同じように小人に会いました。小人が王子をとめて、そんなに急いでどこへ行くのか、と尋ねると、「チビめ」と王子は言いました。「お前には関係ないだろ。」そして二度と見ないで先へ進みました。しかし、小人は王子を魔法にかけ、この王子もまた、兄のように、渓谷へ入って行き、前へも後ろへも行けなくなりました。傲慢な人々はそんな風になります。

二番目の息子も帰って来ないので、一番下の息子が水をとりに行かせてほしいと願い、ついに王様はこの息子も行かせるよりしかたがありませんでした。王子が小人に会うと、小人は「そんなに急いでどこへ行くんだい?」と尋ねました。王子は止まって、事情を説明し、「命の水を探しに行くところです。父が死ぬほどの病気なものですから。」と言いました。「じゃあ、どこで水が見つけられるか知っているのかい?」「いいえ」と王子は言いました。「お前は礼儀にかなったふるまいを身につけていて、不誠実な兄たちのようには傲慢でないから、どうしたら命の水を得られるか教えてやろう。命の水は魔法のかかった城の中庭にある泉から湧き出ている。だが、私が鉄の棒と2つの小さなパンをお前にやらなければ、お前はその城へ進んで行けないよ。城の鉄の扉をその棒で3回たたきなさい。そうすれば扉はぱっと開く。中には2頭のライオンが大きな口を開けている。だけど、それぞれのライオンにパンをひとつずつ投げれば、ライオンはおとなしくなるからね。それから12時になる前に急いで命の水をとってくるんだ。そうしないと扉がまた閉まってお前は閉じ込められてしまうぞ。」

王子は小人にお礼を言って、棒とパンを受け取り、道を進んで行きました。着いてみると全部小人の言った通りでした。扉は棒で3回たたくとぱっと開きました。王子はパンでライオンたちをなだめたあと、城に入り、大きく豪華な広間に着きました。そこに魔法にかけられた王子が何人かいたので、その指から指輪を抜いてはずし、剣とパンがそこにあったので、それを持ち去りました。このあと、王子は一つの部屋に入りました。その中には美しい乙女がいて、王子を見ると喜び、キスし、「あなたが私を救ってくれました。そして私の国は全部あなたのものになります。1年経ってあなたが戻れば私たちの結婚式が行われます。」と言いました。また、乙女は、どこに命の水の泉があるかを教え、12時前に急いで水をくまなければいけない、と言いました。それから王子はさらに進み、とうとう美しく新しいベッドがある部屋に入りました。王子はとても疲れていたので少し休みたいと思い、ベッドに寝て、眠り込みました。

目が覚めると12時に15分前でした。王子はびっくりしてぱっと跳ね起き、泉に走り、近くにあったカップに水を汲み、急いで立ち去りました。しかし、ちょうど鉄の扉を通りぬけているとき、時計が12時をうち、扉がバタンと閉まったので、王子のかかとが少しとれてしまいました。

しかし、王子は命の水を得て喜び、帰途に着きました。そしてまた小人に会いました。小人は剣とパンを見ると、「これをもって大きな財産を得たんだよ。剣でたくさんの軍勢をまるまる切れるし、パンは決して食べ尽きるということがないんだ。」と言いました。しかし王子は兄たちと一緒でないので父親のところへ帰る気になれなくて、「小人さん、私の兄たちがどこにいるかわかりませんか?二人は命の水を探しに私より前に出かけて、戻っていないのです。」と言いました。

「二つの山の間に閉じ込められているよ。」と小人は言いました。「あまり傲慢だから、私が二人をそこに閉じ込めたのさ。」それで王子はお願いして、小人に二人を解放してもらいました。しかし小人は、「二人に気をつけるんだよ、悪い心を持ってるからね。」と言いました。兄たちが来ると、王子は喜び、自分にあったことを話し、命の水を見つけてカップに1杯持ち帰ったこと、美しい王女を救ったこと、その王女が1年自分を待って、その時結婚式が行われ自分は大きな国を得る、ということを二人に話しました。

そのあと三人は一緒に馬を進め、戦争と飢きんに苦しんでいる国をたまたま通りがかりました。もうそこの王様は滅びるに違いないと思っていました。というのは食料がとても不足していたからです。それで王子は王様のところへ行き、パンを渡しました。それで王様は国じゅうの人々に食べさせ、おなかを満たしました。それから王子は剣も渡し、それで敵の集団を切り伏せ、安心して平和に暮らせるようになりました。それで王子はパンと剣を返してもらい、三人の兄弟はまた馬で進みました。しかし、このあと、三人は戦争と飢きんに苦しんでいるもう2つの国に入り、そのたびに王子は王様たちにパンと剣を渡し、こうして3カ国を救ったのでした。そのあと三人は船に乗り海を渡りました。航行中に二人の兄は二人だけで話し、「ぼくたちではなく弟が命の水を見つけた。それでお父さんは弟に国を譲るだろう。僕たちの国だよ。そして弟は僕たちの財産をみんな奪ってしまうんだ。」と言いました。それで二人は仕返しをしようとして弟をつぶす計画を相談しました。二人は弟がぐっすり眠るまで待って、カップから命の水を出して自分たちでとって、そのカップに塩辛い海水を入れました。

三人が家に着くと、一番下の息子は病気の父親が飲んで治るようにと、カップを持って行きました。しかし、塩辛い海水をほんの少し飲むとすぐに、王様は以前よりいっそう病気が悪くなりました。これを嘆いていると、二人の兄たちがやって来て、弟のことを父親に毒をもろうとしたと非難し、自分たちが本当の命の水を持ってきました、と言って、父親に渡しました。王様はそれを飲むとすぐ、病気が離れて行く感じがして、若い時のように健康で丈夫になりました。

そのあと兄たちは二人とも弟のところへ行き、嘲って「お前は確かに命の水を見つけたさ。だけどお前は骨折りをしただけ、僕たちは得をとったのさ。お前はもっと賢くなって目をしっかり開けておくんだったな。海でお前が眠っている時にお前からそれをとったんだよ。それで1年過ぎたら、僕たちのどっちかが美しい王女をもらいに行くよ。だけど、このことは何もお父さんにばらさないように気をつけろ。実際お父さんはお前を信用しないし、もし一言でも言えば命もおまけに失うことになるさ。だけど黙っていれば命は助けてやるよ。」と言いました。

年とった王様は末の息子が自分の命を狙ったと思い、怒っていました。それで裁判を召集し、息子に対して、密かに撃ち殺されるべきた、という判決が下されました。それであるとき、王子が、悪いことを何も疑わないで、馬で狩りにでかけました。王様の猟師が一緒に行くように言われていて、森で二人だけになったとき、猟師がとても悲しそうなので、王子は「猟師さん、どうしたの?」と言いました。猟師は「言えません。でも言うべきなんです。」と言いました。それで王子は「何なのかはっきり言ってごらん。お前を許すから。」と言いました。「ああ、私はあなたを撃ち殺すことになっています。王様がそう命令しました。」と猟師は言いました。それで王子はあっと驚いて、「猟師さん、殺さないでくれ。ほら、王家の服をやるよ、かわりにお前の粗末な服をくれ。」と言いました。猟師は「喜んでそうしますよ。全くあなたを殺さなくてよくなったのだから。」と言いました。それから二人は服を取り替え、猟師は家に帰り、一方王子は森に深く入って行きました。

しばらくして、金と宝石の荷馬車が末の息子を訪ねて王様のところにきました。それは、王子の剣で敵を倒し、王子のパンで国民を生かしておくことができた3人の王様たちが感謝の気持ちを示すために送ったものでした。年とった王様はそのとき「息子は無実だったのではないか?」と思い、家来たちに「あの息子がまだ生きていたらなあ。殺させてしまったのはなんと悲しいことだ。」と言いました。「まだ生きています。」と猟師は言いました。「王様のご命令を実行するのは忍びなかったのです。」そしてどういうことだったのか王様に話しました。それで王様の心から重荷がとれ、息子は戻ってよい、そして喜んで迎えられる、というお触れをあらゆる国に知らせました。

ところで、王女は宮殿につづく道をとても明るい金で作らせました。そして家来たちに、その道をまっすぐ自分のところに来る人がその当人だから入れてよい、しかし道のわきを通ってくる人は当人ではないから入れないように、と言いました。

時が近づいてきたので、一番上の王子は急いで王様の娘のところに行き、王女を救った人として名乗り、花嫁に迎え、おまけに国をいただこう、と思いました。それで馬ででかけ、宮殿の前に着き、見事な金の道を見ると、この上を馬で行くのは許しがたいことだ、と思いました。そして脇へ寄って道の右側を通りました。しかし、入口に来ると、家来たちは、当人ではない、立ち去るように、と言いました。

この後まもなく二番目の王子が出発し、金の道に来て馬が片足を道にのせたとき、許しがたいことだ、金が踏みつけられてはがれるかもしれないではないか、と考えました。それで脇へ寄って道の左側を通りました。しかし、入口に来ると、家来たちは、当人ではない、立ち去るように、と言いました。

とうとう1年がすっかり過ぎてしまったとき、三番目の息子も、森から出て愛する人のところへ行こう、そして娘と一緒にいて悲しみを忘れよう、と思いました。それで王子はでかけ、ずっと王女のことを考え速く会いたいとばかり思っていたので、金の道にまったく気づきませんでした。それで王子の馬は、道の真ん中を進み、入口に着くと扉が開かれ、王女が喜んで王子を迎え、「あなたが私を救ってくれた人です。そしてこの国のあるじです。」と言いました。二人の結婚式は大きな喜びでもって祝われました。式が終わると、王女は、あなたのお父さんがあなたを許してあなたを戻るように促していると王子に言いました。

それで王子は馬に乗ってそこへ行き、王様にすべて、兄たちが自分を裏切ったこと、それでも自分は黙っていたこと、を話しました。年とった王様は兄たちを罰しようと思いましたが、二人は海に逃げてしまって生きてる限り戻りませんでした。




Iki dil karşılaştır:













Donations are welcomed & appreciated.


Thank you for your support.