TÜRKÇE

Kara Gelinle Beyaz Gelin

ENGLISH

The white bride and the black one


Bir kadın kızıyla ekin kesmek üzere tarlaya gitti; üvey kızını da yanına aldı. Bu sırada ulu Tanrı fakir bir adam kılığında onun karşısına çıktı ve "Köye giden yol hangisi?" diye sordu.

"Bulmak istiyorsan onu kendin ara" diye cevap verdi kadın. Kızı da, "Bulamam dersen yanına bir kılavuz al" diye dalga geçti.

Ama üvey kız, "Zavallı adam, ben sana göstereyim, gel benimle" dedi.

Ulu Tanrı kadınla kızına çok içerledi, onlara sırt çevirerek bela okudu. Şöyle ki, ikisinin de yüzü gece gibi kapkara, günahları gibi çirkin olacaktı! Ama zavallı üvey kıza karşı merhametli davrandı. Onunla köye yaklaştıklarında kızı kutsadıktan sonra, "Benden üç şey dile, yerine getireyim" dedi.

Bunun üzerine kız, "Güneş kadar saf ve temiz olmak isterim" dedi. Hemen o anda gündüz kadar berrak ve beyaz oluverdi. "Sonra öyle bir para çıkınım olsun ki, hiç boşalmasın" dedi. Yüce Tanrı ona bunu da vererek, "En iyisini unutma" dedi.

Kız, "Üçüncü olarak, öldükten sonra cennete gitmek isterim" diye cevap verdi.

Üvey anne, kızıyla eve döndüğünde ikisinin de yüzü kömür karasına bulanmış gibi simsiyahtı ve çirkindi. Oysa üvey kızı bembeyazdı ve çok güzeldi. Ana kız onu çok kıskandılar ve kadının içindeki kötülük dışa vurdu ve ona fenalık yapmaktan başka bir şey düşünemez oldu.

Üvey kızın Reginer adında bir erkek kardeşi vardı; kız bu kardeşini çok seviyordu; ona her şeyi anlattı.

Bir keresinde Reginer ona, "Bak kardeşim, senin bir resmini çizmek istiyorum ki, hep gözümün önünde olasın" dedi.

Kız şöyle cevap verdi: "Çiz, ama lütfen resmi kimse görmesin!"

Oğlan kız kardeşinin resmini yaptıktan sonra onu odasının duvarına astı. Kendisi kralın sarayında kalıyordu, çünkü onun arabacısıydı.

Her gün resmin karşısına geçiyor ve kardeşinin mutlu olması için Tanrı'ya dua ediyordu.

Derken kralın karısı öldü, ama kadın o kadar güzeldi ki, o zamana kadar ondan daha güzel bir kadın görülmemişti. İşte bu yüzden kral çok üzgündü.

Ancak saraydaki hizmetçiler arabacının her gün resmin önünde durduğunu fark ettiler ve bunu ona çok görerek krala bildirdiler.

Kral resmi getirtti; bu resmin karısına çok benzediğini, hatta ondan da güzel olduğunu görünce kıza ölesiye âşık oldu. Hemen arabacıyı çağırtarak ona bu resimdekinin kim olduğunu sordu. Arabacı kendi kız kardeşi olduğunu söyledi. Bunun üzerine kral onunla evlenmeye karar verdi. Hemen atları ve arabayı hazırlattı, içine de çok güzel giysiler koyarak gelini almaya gönderdi. Reginer bu arabayla onun yanına varınca kız kardeşi çok sevindi.

Ama kara kız bunu görünce kızgınlıktan küplere binerek anasına, "Sen ne biçim büyücüsün? Neden benim de başıma talih kuşu dönmüyor?" diye çıkıştı.

"Kapa çeneni" dedi cadı karı. "Seni onunla değiştireceğim" dedi ve bir büyü yaparak önce arabacının gözlerini yarı kör etti, sonra beyaz kızı yarı sağır etti.

Sonra arabaya önce görkemli giysisiyle üvey kız, sonra üvey anneyle kızı bindi; Reginer de sürücü mahalline geçtikten sonra yola çıktılar.

Bir süre yol aldıktan sonra arabacı şöyle seslendi:

Ört üstünü kardeşim,
Yağmurdan ıslanma,
Saçlarını da dağıtma,
Kral beğenmez sonra.

Müstakbel gelin, "Ağabeyim ne dedi?" diye sordu.

Kocakarı, "Şey, altın elbiseni çıkarıp kız kardeşine vereymişsin" dedi.

Bunun üzerine kız üzerindekileri çıkarıp üvey kardeşine verdi. Böylece yollarına devam ettiler.

Az bir yol gittikten sonra güzel kızın ağabeysi şöyle seslendi:

Ört üstünü kardeşim,
Yağmurdan ıslanma,
Saçlarını da dağıtma,
Kral beğenmez sonra.

Gelin sordu, "Ağabeyim ne dedi?"

"Şey, başındaki tacı çıkarıp kız kardeşine vereymişsin." Kız başındaki tacı kız kardeşine verdi, böylece başı açık kaldı.

Yine yollarına devam ettiler. Bir ara Reginer yine seslendi:

Ört üstünü kardeşim,
Yağmurdan ıslanma,
Saçlarını da dağıtma,
Kral beğenmez sonra.

Gelin yine sordu, "Ağabeyim ne dedi?"

"Şey, arabadan dışarı bakaymışsın."

Tam o sırada bir köprüden geçiyorlardı. Altlarında derin bir nehir akıyordu. Gelin ayağa kalkıp da pencereden dışarı bakmak isteyince, ana kız ikisi birden onu suya ittiler. Ve kız suyun dibine indiği anda kar beyazlığında bir ördek belirerek yüzmeye başladı. Reginer hiçbir şeyin farkına varmadı ve arabayı sarayın avlusuna kadar sürdü.

Sonra krala kara gelini kız kardeşi olarak tanıttı. Yarı kör olduğu için, altın işlemeli giysiyi görünce onu kardeşi sanmıştı.

Kral kendisine sunulan gelinin ne kadar çirkin olduğunu görünce küplere bindi ve hemen arabacının yılanlı kuyuya atılması için emir verdi. Ama cadı karı kralı da büyüledi; öyle ki kendisiyle kızını saraya aldı kral. Ve cadının kızını gerçek gelin sanarak onunla evlendi.

Bir akşam kara gelin kralın kucağında otururken beyaz bir ördek mutfağın önüne kadar yüzdükten sonra genç aşçıya şöyle seslendi:

Bak çocuğum, ateş yaksana,
Tüylerim ne kadar ıslak, baksana.

Aşçı söyleneni yaptı, ocağı ateşledi. O zaman ördek içeri girerek ocak başına geçti, silkindi ve gagasıyla tüylerini te- mizledi. Sonra oturup ısınırken şöyle sordu:

Ağabeyim Reginer ne yapıyor?

Aşçı şöyle cevap verdi:

Onu yakalayıp kuyuya attılar,
Zehirli yılanları yanına kattılar.

Ördek yine sordu:

Evdeki kara cadı ne yapıyor?

Aşçı cevap verdi:

Kralın kollarında keyif çatıyor.

O zaman ördek dedi ki:

Tanrı bize yardım etsin!

Ertesi akşam yine geldi ve yine aynı soruları sordu. Üçüncü akşam da hepsini yineledi.

Aşçı oğlan dayanamadı ve krala giderek her şeyi anlattı. Ama kral bunu kendi gözleriyle görmek istedi ve ertesi akşam oraya gitti. Ördek kafasını pencereden uzatır uzatmaz kral kılıcıyla bir vuruşta onun boynunu kesti, işte o anda ortaya dünyanın en güzel kızı çıkıverdi. Bu Reginer'in odasında asılı resimdeki kızdı!

Kral sevinçten çılgına döndü; çünkü kız ıslak vaziyette karşısında duruyordu. Hemen onun giysilerini getirtti ve giyinmesini bekledi.

Bunun üzerine kız nasıl aldatıldığını ve nasıl nehre fırlatıldığını anlattı. İlk işi de yılanlı kuyuya atılan ağabeysinin kurtarılmasını istemek oldu.

Kral onun bu isteğini yerine getirdikten sonra büyücü cadının odasına giderek ona şöyle sordu: "Sen olsaydın, böyle birine ne yapardın?" diye sorarak tüm olan bitenleri anlattı.

Kadının gözü öylesine dönmüştü ki, hiçbir şeyin farkında olmadan, "Çırçıplak soyup iğneli fıçıya sokar, sonra o fıçıyı bir ata bağlatarak dünyanın öbür ucuna gönderirdim" diye cevap verdi. Bu söyledikleri elbette onun ve kara gelinin başına geldi.

Kral beyaz gelinle evlendi, onun vefakâr ağabeyini zengin ve soylu bir kişi yaptı.
A woman was going about the unenclosed land with her daughter and her step-daughter cutting fodder, when the Lord came walking towards them in the form of a poor man, and asked, "Which is the way into the village?" - "If you want to know," said the mother, "seek it for yourself," and the daughter added, "If you are afraid you will not find it, take a guide with you." But the step-daughter said, "Poor man, I will take you there, come with me." Then God was angry with the mother and daughter, and turned his back on them, and wished that they should become as black as night and as ugly as sin. To the poor step-daughter, however, God was gracious, and went with her, and when they were near the village, he said a blessing over her, and spake, "Choose three things for thyself, and I will grant them to thee." Then said the maiden, "I should like to be as beautiful and fair as the sun," and instantly she was white and fair as day. "Then I should like to have a purse of money which would never grow empty." That the Lord gave her also, but he said, "Do not forget what is best of all." Said she, "For my third wish, I desire, after my death, to inhabit the eternal kingdom of Heaven." That also was granted unto her, and then the Lord left her. When the step-mother came home with her daughter, and they saw that they were both as black as coal and ugly, but that the step-daughter was white and beautiful, wickedness increased still more in their hearts, and they thought of nothing else but how they could do her an injury. The step-daughter, however, had a brother called Reginer, whom she loved much, and she told him all that had happened. Once on a time Reginer said to her, "Dear sister, I will take thy likeness, that I may continually see thee before mine eyes, for my love for thee is so great that I should like always to look at thee." Then she answered, "But, I pray thee, let no one see the picture." So he painted his sister and hung up the picture in his room; he, however, dwelt in the King's palace, for he was his coachman. Every day he went and stood before the picture, and thanked God for the happiness of having such a dear sister. Now it happened that the King whom he served, had just lost his wife, who had been so beautiful that no one could be found to compare with her, and on this account the King was in deep grief. The attendants about the court, however, remarked that the coachman stood daily before this beautiful picture, and they were jealous of him, so they informed the King. Then the latter ordered the picture to be brought to him, and when he saw that it was like his lost wife in every respect, except that it was still more beautiful, he fell mortally in love with it. He caused the coachman to be brought before him, and asked whom the portrait represented? The coachman said it was his sister, so the King resolved to take no one but her as his wife, and gave him a carriage and horses and splendid garments of cloth of gold, and sent him forth to fetch his chosen bride. When Reginer came on this errand, his sister was glad, but the black maiden was jealous of her good fortune, and grew angry above all measure, and said to her mother, "Of what use are all your arts to us now when you cannot procure such a piece of luck for me?" - "Be quiet," said the old woman, "I will soon divert it to you," and by her arts of witchcraft, she so troubled the eyes of the coachman that he was half-blind, and she stopped the ears of the white maiden so that she was half-deaf. Then they got into the carriage, first the bride in her noble royal apparel, then the step-mother with her daughter, and Reginer sat on the box to drive. When they had been on the way for some time the coachman cried,

"Cover thee well, my sister dear,
That the rain may not wet thee,
That the wind may not load thee with dust,
That thou may'st be fair and beautiful
When thou appearest before the King."
The bride asked, "What is my dear brother saying?" - "Ah," said the old woman, "he says that you ought to take off your golden dress and give it to your sister." Then she took it off, and put it on the black maiden, who gave her in exchange for it a shabby grey gown. They drove onwards, and a short time afterwards, the brother again cried,

"Cover thee well, my sister dear,
That the rain may not wet thee,
That the wind may not load thee with dust,
That thou may'st be fair and beautiful
When thou appearest before the King."
The bride asked, "What is my dear brother saying?" - "Ah," said the old woman, "he says that you ought to take off your golden hood and give it to your sister." So she took off the hood and put it on her sister, and sat with her own head uncovered. And they drove on farther. After a while, the brother once more cried,


"Cover thee well, my sister dear,
That the rain may not wet thee,
That the wind may not load thee with dust,
That thou may'st be fair and beautiful
When thou appearest before the King."
The bride asked, "What is my dear brother saying?" - "Ah," said the old woman, "he says you must look out of the carriage." They were, however, just on a bridge, which crossed deep water. When the bride stood up and leant forward out of the carriage, they both pushed her out, and she fell into the middle of the water. At the same moment that she sank, a snow-white duck arose out of the mirror-smooth water, and swam down the river. The brother had observed nothing of it, and drove the carriage on until they reached the court. Then he took the black maiden to the King as his sister, and thought she really was so, because his eyes were dim, and he saw the golden garments glittering. When the King saw the boundless ugliness of his intended bride, he was very angry, and ordered the coachman to be thrown into a pit which was full of adders and nests of snakes. The old witch, however, knew so well how to flatter the King and deceive his eyes by her arts, that he kept her and her daughter until she appeared quite endurable to him, and he really married her.

One evening when the black bride was sitting on the King's knee, a white duck came swimming up the gutter to the kitchen, and said to the kitchen-boy, "Boy, light a fire, that I may warm my feathers." The kitchen-boy did it, and lighted a fire on the hearth. Then came the duck and sat down by it, and shook herself and smoothed her feathers to rights with her bill. While she was thus sitting and enjoying herself, she asked, "What is my brother Reginer doing?" The scullery-boy replied, "He is imprisoned in the pit with adders and with snakes." Then she asked, "What is the black witch doing in the house?" The boy answered, "She is loved by the King and happy."

"May God have mercy on him," said the duck, and swam forth by the sink.

The next night she came again and put the same questions, and the third night also. Then the kitchen-boy could bear it no longer, and went to the King and discovered all to him. The King, however, wanted to see it for himself, and next evening went thither, and when the duck thrust her head in through the sink, he took his sword and cut through her neck, and suddenly she changed into a most beautiful maiden, exactly like the picture, which her brother had made of her. The King was full of joy, and as she stood there quite wet, he caused splendid apparel to be brought and had her clothed in it. Then she told how she had been betrayed by cunning and falsehood, and at last thrown down into the water, and her first request was that her brother should be brought forth from the pit of snakes, and when the King had fulfilled this request, he went into the chamber where the old witch was, and asked, What does she deserve who does this and that? and related what had happened. Then was she so blinded that she was aware of nothing and said, "She deserves to be stripped naked, and put into a barrel with nails, and that a horse should be harnessed to the barrel, and the horse sent all over the world." All of which was done to her, and to her black daughter. But the King married the white and beautiful bride, and rewarded her faithful brother, and made him a rich and distinguished man.




Iki dil karşılaştır:













Donations are welcomed & appreciated.


Thank you for your support.