TÜRKÇE

Harika Kemancı

DANSK

Den underlige spillemand


Bir zamanlar harika bir çalgıcı vardı; ormanda tek başına dolaşırken aklına başka bir şey gelmeyince kendi kendine, "Burada canım sıkılıyor. Keşke iyi bir arkadaş çıksa karşıma" dedi. Ve sırtındaki kemanı alarak çalmaya başladı; sesi ağaçlarda yankılandı. Aradan çok geçmeden fundalıkların arkasından bir kurt çıkageldi. "Eyvah, kurt geliyor! Ben böyle bir şey istememiştim!" diye söylendi.
Ama kurt ona yaklaşarak: "Aman ne güzel çalıyorsun sen çalgıcı!" dedi. "Ben de öğrenmek isterdim!"
"Öğrenmesi kolay" diye cevap verdi çalgıcı. "Söylediklerimi yapmalısın ama!"
"Ah, çalgıcı; ustasını dinleyen çırak gibi dinlerim seni!" dedi kurt.
Çalgıcı onu yanına aldı; bir süre birlikte yürüdükten sonra yaşlı bir meşe ağacı gördüler; içi koftu, gövdesi tamamen yarıktı. "Bak!" dedi çalgıcı. "Keman çalmayı öğrenmek istersen önce ön ayaklarını şu yarığa daya!" Kurt söyleneni yaptı. Ama çalgıcı, hemen yerden bir taş alarak kurdun ayaklarına öylesine vurmaya başladı ki, hayvan açamadı ve olduğu yerde kalakaldı. "Ben dönünceye kadar sen burda bekle!" diyen çalgıcı yoluna devam etti.
Bir süre sonra yine kendi kendine "Ormanda canım sıkılıyor, karşıma başka biri çıksa bari!" dedi. Sonra keman çala çala ormana daldı. Aradan çok geçmeden ağaçların arasından bir tilki çıkageldi. "Aa, bir tilki geliyor; ben onu istememiştim ki!" diye söylendi.
Tilki onun yanma yaklaşarak, "Sen ne güzel keman çalıyorsun çalgıcı! Ben de öğrenmek isterdim!" dedi
Çalgıcı, "Öğrenirsin" dedi. "Yeter ki, benim dediğimi yap!"
"Aman çalgıcı, sen ne istersen yaparım; tıpkı bir çırağın, ustasını dinlediği gibi!" diye cevap verdi tilki.
"Öyleyse peşimden gel" dedi çalgıcı.
Bir süre birlikte yürüdüler; derken her iki tarafı yüksek ağaçlarla çevrili bir keçi yoluna vardılar. Çalgıcı orada durdu ve bir taraftaki bir fındık ağacının dalını yere kadar eğdi; ucunu ayağıyla bastırdı. Karşı taraftaki ağacı da aynı şekilde eğdikten sonra, "Hadi bakalım tilki hazretleri, bir şeyler öğrenmek istiyorsan uzat bakayım sol ön ayağını" dedi. Tilki söz dinledi ve çalgıcı onun ayağını sol taraftaki ağacın gövdesine bağladı.
"Tilki hazretleri, şimdi öbür ayağını uzat bakalım" diyen çalgıcı, sonra onu da sağ taraftaki ağaca bağladı. Düğümlerin sağlamlığını kontrol ettikten sonra ağaçları serbest bıraktı; iki ağaç da aynı anda doğrulurken tilkiyi havaya fırlattı. Hayvan ayaklarından bağlı halde debelenip dururken çalgıcı, "Ben dönene kadar burda bekle" diyerek yoluna devam etti.
Yine kendi kendine, "Ormanda canım sıkılıyor; başka bir arkadaş gelse bari" diye söylendi. Ve kemanını çalmaya başladı; çıkan sesler tüm ormanda yankılandı. Derken bir tavşan sıçraya sıçraya yaklaştı. "Aa, tavşan geliyor! Ben onu istememiştim ki!" diye söylendi çalgıcı.
Tavşan, "Sen ne güzel keman çalıyorsun, çalgıcı! Ben de öğrenmek isterdim!" dedi.
"Hemen öğrenirsin" dedi çalgıcı, "Yeter ki benim söylediğimi yap."
"Oo, çalgıcı; bir çırak ustasını nasıl dinlerse, ben de senin sözünü öyle dinlerim!" diye cevap verdi tavşan.
Bir süre birlikte yürüdüler; ormanın aydınlık bir yerine vardılar; orada bir kavak ağacı vardı. Çalgıcı hemen tavşanın boynuna bir ip geçirdikten sonra bir ucunu da ağaca bağladı. "Hadi, tavşan! Şu ağacın etrafında yirmi defa dolan bakalım!" dedi. Tavşan söyleneni yaptı Yirmi kez döndükten sonra ip de yirmi kez ağaca dolandı ve böylelikle tavşan, sımsıkı bağlanmış oldu. Bir oraya bir buraya debelenirken ip yumuşak boynunu kesti. "Ben gelene kadar burda bekle" diyen çalgıcı yoluna devam etti.
Bu arada kurt debelendi, çekti çekiştirdi, taşı ısırdı; ayağını yarıktan kurtarıncaya kadar uğraşıp durdu. Sonra öfkeden kudurmuşçasına çalgıcının peşine düştü. Tilki onu görünce avazı çıktığı kadar bağırdı: "Kurt kardeş, gel bana yardım et; çalgıcı beni faka bastırdı!" Kurt ağaçları birbirinden ayırarak bağları çözdü ve tilkiyi kurtardı. Tilki ona katıldı; niyeti çalgıcıdan öç almaktı. Derken kapana kısılmış tavşanı da bulup onu serbest bıraktılar. Sonra hep beraber çalgıcıyı aramaya koyuldular.
Bu arada çalgıcı keman çala çala yoluna devam etti; ancak bu kez şansı yaver gitti. Keman sesi, bir oduncunun kulağına gitti; adam ister istemez işini yarıda bırakarak baltası elinde, müzik dinlemeye koştu. Çalgıcı, "Sonunda gerçek bir arkadaş çıktı karşıma! Ben hep bir insan arıyordum, vahşi hayvan değil!" diyerek öyle güzel ve öyle hoş çalmaya başladı ki, oduncu büyülenmişçesine orada kalakaldı; yüreği sevinçle doldu. Tam o sırada kurt, tilki ve tavşan çıkageldi. Oduncu onların kötü niyetlerini sezince parlak baltasını havaya kaldırarak çalgıcının önüne atıldı. "Kim ona dokunursa, karşısında beni bulur!" diye tehdit etti.
Hayvanlar korktu ve ormana kaçtı.
Çalgıcı oduncuya olan gönül borcunu keman çalarak ödedi.
Der var en gang en spillemand, som gik ganske alene gennem en stor skov. Han gik i sine egne tanker, men til sidst begyndte han at kede sig og tænkte: "Tiden falder mig alligevel lidt lang nu. Jeg vil se, om jeg ikke kan få fat på en kammerat." Han tog så sin violin og begyndte at spille, så det klang gennem skoven. Lidt efter kom en ulv travende gennem krattet. "Den har jeg rigtignok ikke længtes efter," tænkte spillemanden, da han så den, men ulven sagde: "Hvor du dog spiller dejligt, spillemand, den kunst ville jeg rigtignok gerne lære." - "Det er nemt nok," svarede spillemanden, "men så må du gøre alt, hvad jeg siger." - "Jeg vil adlyde dig som en lærling sin mester," svarede ulven. Spillemanden sagde så, at den skulle følge med ham, og da de havde gået en lille tid, kom de til en gammel eg, der var hul og helt revnet. "Hvis du vil lære at spille, skal du lægge dine poter i denne revne," sagde spillemanden. Ulven gjorde det, men spillemanden tog hurtig en stor sten og klemte træet så fast sammen, at ulven ikke kunne slippe løs. "Vent der, til jeg kommer tilbage," sagde han, og gik sin vej.

Nogen tid efter tænkte han igen: "Det keder mig at gå her alene. Jeg vil se at få fat på en kammerat," og han begyndte igen at spille på sin violin. Et øjeblik efter så han en ræv komme luskende mellem træerne. "Åh, det er en ræv," tænkte han, "den har jeg rigtignok ikke længtes efter." Den kom nu hen til ham og sagde: "Hvor du spiller kønt. Bare jeg kunne lære det." - "Det er nemt nok," svarede spillemanden, "du skal bare gøre alt, hvad jeg siger." - "Jeg vil adlyde dig som lærlingen sin mester," svarede ræven. "Kom så med," sagde spillemanden, og da de havde gået lidt, kom de til en sti med højt krat på begge sider. "Giv mig så din venstre pote, hvis du vil lære noget," sagde spillemanden. Ræven gjorde det, og han bandt den nu fast til en gren på den ene side af vejen. "Giv mig så den højre," sagde han, og bandt den fast på den anden side. Og da han havde bundet det rigtig stramt, gav han slip, grenene for op, og der hang ræven og dinglede. "Vent der, til jeg kommer igen," sagde han og gik videre.

Nogen tid efter tænkte han igen: "Det bliver alligevel lidt kedeligt at gå her alene. Jeg vil se at få fat på en kammerat." Han tog atter sin violin og gav sig til at spille, og et øjeblik efter kom en hare springende. "Det var rigtignok ikke den, jeg mente," tænkte han. "Hvor du dog spiller dejligt," sagde haren, "bare jeg kunne lære det." - "Det er såmænd let nok," svarede spillemanden, "du skal bare gøre alt, hvad jeg siger til dig." - "Jeg vil adlyde dig som en lærling sin mester," sagde haren. De gik nu videre til de kom til en åben plads, bevokset med popler. Spillemanden bandt et stykke sejlgarn om halsen på haren og bandt den anden ende fast til et træ. "Løb nu tyve gange rundt om træet," sagde spillemanden. Haren gjorde det, men blev sådan viklet ind i snoren, at den ikke kunne komme løs igen, og når den trak i den, skar den den i halsen. "Vent der, til jeg kommer tilbage," sagde spillemanden og gik videre.

Imidlertid havde ulven arbejdet så længe, at den havde kunnet trække poterne ud af revnen, og den styrtede nu rasende af sted efter spillemanden, for at kaste sig over ham og flå ham. Da ræven så den, begyndte den at skrige af alle kræfter: "Kom og hjælp mig, broder ulv, spillemanden har narret mig." Ulven trak træerne ned, bed snorene over og løste ræven, og de løb nu begge to af sted for at hævne sig på spillemanden. De kom også forbi haren og befriede den, og gik nu alle tre på jagt efter deres fjende.

Spillemanden havde imidlertid endnu en gang ladet violinens toner klinge, og nu havde han mere held med sig. Musikken var trængt hen til en fattig brændehugger, og enten han ville eller ej, måtte han holde op med arbejdet og kom nu gående med øksen under armen. "Der kommer den rigtige," tænkte spillemanden, "det er et menneske og ikke vilde dyr, jeg har kaldt på." Han spillede nu så dejligt, at den stakkels mand blev helt betaget, og hans bryst svulmede af glæde. Mens han stod der og lyttede kom ulven, ræven og haren farende, og han kunne nok se, at de havde ondt i sinde. Da løftede han sin blinkende økse og stillede sig foran spillemanden, som om han ville sige: "Den, der vil gøre ham fortræd, får med mig at bestille." Dyrene blev bange og løb ind i skoven igen. Men spillemanden spillede endnu længe for manden til tak, inden han drog videre.




Iki dil karşılaştır:













Donations are welcomed & appreciated.


Thank you for your support.